İZMİR ŞUBE BAŞKANIMIZ A. GANİ GÜNDOĞDU İLE YAPILAN VE PETROL-İŞ DERGİSİ'NDE BİR BÖLÜMÜ YAYIMLANAN

RÖPORTAJIN TAM METNİ

 

 

İZMİR-KAVAKLIDERE KÖYÜNDE PAKPLAST ÖRGÜTLÜLÜĞÜNÜ KIRMAK İÇİN

PATRON  İLE MUHTAR BİR OLUP  KÖY İMAMINA CAMİDEN ANONS YAPTIRDILAR:

 

“Pakplast işyerine işçi alınacaktır. Köy halkından uygun olan kadınlar fabrikaya müracaat etsinler”

 

“Bütün mesaimizi örgütlenmeye ayıralım kararı aldık”

 

İzmir Şube Başkanımız A. Gani Gündoğdu, “İzmir il hudutlarına baktığımızda bizim işkolumuza giren 1800-2000 dolayında işyeri var. Kemalpaşa OSB'de 2000'in üzerinde sendikamıza üye olabilecek bir potansiyel var. Ege bölgesine baktığımızda bu 4-5 binleri buluyor. Tabii bu işyerlerinin çoğu sendikasız. Biz özellikle şube genel kurulumuzdan sonra Kemalpaşa'da  örgütlenmelere hız verdik. Bütün mesaimizi örgütlenmeye ayıralım kararı aldık” diyor.

 

İzmir Şubemizin 2010 yılı 4 Eylül'ünde yapılan Şube Genel Kurulu'nda yeniden Başkanlığa seçilen A. Gani Gündoğdu ile yeni dönemdeki hedeflerine ilişkin bir röportaj yaptık. Gündoğdu, şube olarak bu dönemde neler yapmayı hedeflediklerini dergimize anlattı:

 

Sayın Gündoğdu, İzmir Türkiye'nin en önemli sanayi ve ticaret kentlerinden biri. Fakat 1980 sonrası dönemde İzmir'in sanayi ve ticaretteki gelişme hızının yavaşladığı görülüyor. Hatta İzmirli işadamları kentin 1980 sonrası iktidarlar döneminde cezalandırıldığını belirten demeçler veriyorlar.  Siz bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Tabii İzmir sanayicisinin, İzmir Sanayi Odası Başkanlığı'nın İzmir'in yerel gazetelerine vermiş olduğu demeçlere baktığımıza, günlük ve haftalık demeçlerini izlediğimizde, İzmir Ticaret Odası yetkililerinin günlük ve haftalık demeçlerini izlediğimizde gerçekten de İzmir sanayicisinin, İzmir ticaret erbabının genel müdürlüklerini, holding binalarını İstanbul'a taşımaya başladıklarını görüyoruz. Hatta bir kısmı da fabrikalarını Çorlu'ya, Tekirdağ'a taşıyor. Ancak İzmir'e gönül vermiş, her ne şartta olursa olsun İzmir'de üretmekten, İzmir'de istihdam yaratmaktan vazgeçmeyen, İzmir'e mal olmuş sanayicilerimiz de var.  Örneğin bu sanayicilerden biri sendikamızın da örgütlü olduğu DYO Boya fabrikalarını, Pınar Et, Pınar Süt, Pınar Su, Altınyunus gibi büyük firmaları bünyesinde bulunduran  ve şu anda 7 bin çalışanı istihdam eden Yaşar Holding var. Yaşar Holding'in sahibi Selçuk Yaşar, İzmir'e gönül vermiş, hatta biraz daha ileri giderek İzmir-Karşıyaka Spor'un hala fahri başkanlığını yapıyor ve buraya maddi olarak çok büyük destek veriyor.

 

Yine sülfat tesislerinin, bizim örgütlü olduğumuz Afyon- Dazkırı, Denizli Sodaş fabrikalarını ve İzmir'deki Alkim Kağıt'ı bünyesinde barındıran Koralkim firması, Koralkim'in sahibi, saygıdeğer işadamı Cihat Kora var. Bu iki sanayicimiz İzmir'e gerçekten gönül vermişlerdir, her şartta İzmir'de sanayiciliği sürdürmeye çalışıyorlar. Bunların dışında İzmir'e dışarıdan gelmiş, yakın zamanda yerleşmiş sanayicilere baktığımızda bunlar İstanbul'a taşınıyorlar. Mesela İzmir limanı için çok büyük yatırımlar yapan, çok büyük çabalar sarfeden Arkas firması merkezini İstanbul'a taşımıştır.

 

Bir taraftan ekonomik krizler, bir taraftan sanayicinin, ticaret erbabının İstanbul'a taşınmasıyla İzmir'de işsizlik rakamları ciddi boyutlara ulaşıyor. 2009 yılı sonlarından başlayıp da 2010'da kendini hissettiren dünya ekonomik krizi ile ilgili İzmir ve Ege Bölgesi'ne baktığımızda, Denizli ağırlıklı olmak üzere İzmir, Manisa,  Muğla illerimizi taradığımızda, 45 bin işçinin bu krizden etkilenerek işsiz kaldığını görüyoruz. Bu bilgiler Türk-İş 3. bölge'nin resmi olarak aldığı rakamlardır.

 

Firmalar neden İstanbul'a, daha doğrusu Marmara Bölgesi'ne  taşınıyorlar?

 

İşverenler daha fazla yayılmak, pazar alanlarını genişletmek için İstanbul'u tercih ediyorlar. İstanbul'dan yurtdışına açılmak sanayicilere daha cazip geliyor. İzmir'den yurtdışına açılmak ihracat ve ithalatla uğraşmak İstanbul'a göre daha dezavantajlı görülüyor. Yurtdışındaki yatırımcılara da İstanbul daha cazip görülüyor. Bunun yanında ihracat ve ithalatın ötesinde nakliye sorunları var. Hatta gözlemlediğimiz kadarıyla zaman içerisinde bahsini ettiğimiz sanayiciler sadece holding ya da merkezi anlamda İstanbul'a taşınmakla kalmıyorlar. Fabrikalarını da taşıyorlar. İstanbul sanayisi taa Trakya'ya taşındı. 5-10 yıl önce Trakya bölgesinden arazi alan sanayiciler fabrikalarını da buraya taşıyorlar. Burada da nakliyeden kazanıyorlar.

 

Tabii Hükümetle bağlantılı sıkıntılar da var. Çin rekabeti var. Yunanistan ve İspanya'da çok büyük krizler yaşandı. Özellikle çok yakın komşumuz olan Yunanistan'dan İzmir'e, Ege Bölgesine çok büyük miktarlarda ithalat var. Burada deterjan hammaddesi üreten, bizim de örgütlü olduğumuz Alkim firmasının sodyum sülfat  fabrikaları var. Zaman zaman işverenlerle oturduğunuzda Alkim'in Denizli'deki fabrikası Sodaş'tan mamül maddeyi, sodyum sülfatı İstanbul'a getirmemiz, örnek veriyorum 100 dolara mal oluyorsa, diğer tarafından Çin, Pekin - İstanbul teslimatını 95 dolardan yapıyor. Hatta 85 dolarlara kadar Çin aynı mamül maddeyi İstanbul'a gönderebiliyor. Siz ise aynı maddeyi Denizli'den İstanbul'a 100 dolara gönderebiliyorsunuz. Burada işte bir sıkıntı yaşanıyor. Dolayısıyla fabrikalar Çorlu'ya veya Tekirdağ'a geldiğinde nakliyeden kazanarak Çin ile rekabet edebiliyor. Burası çok önemli.

 

Bir örnek daha vereyim. Çok basit görülen, ama hepimizin  günlük yaşamında kullandığı pipet dediğimiz, kutu halindeki meyve suyu ve sütün içilmesini sağlayan ürünler var. Pipeti bizim de örgütlü olduğumuz yabancı sermayeli Tetra - Pak  üretiyor. Pipetde de en büyük sıkıntı Yunanistan ile yaşanıyor. Tetra - Pak yetkilileri ile görüştüğümüzde  bize anlattıkları şu; Yunanistan'daki işverenler kendini krizden kurtarmak için çok yakın olduğu İzmir'de çok büyük stok ambarları kiralıyorlar. Örneğin pipetin maliyeti burada 500 -  700 lira ise Yunanistan aynı miktardaki malı buraya 350-400 liraya getiriyor. Ve çok büyük stok ambarlarından hemen Ege bölgesine yayabiliyor. Hatta Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesine kadar bunu yayabiliyor. Dolayısıyla bu rekabet nedeniyle Tetra- Pak'ta pipet üreten makinalarımız zaman zaman duruyor. Şu anda örgütlenmeyi başardığımız İzmir - Kavaklıdere köyünde Pak Plast fabrikası var. Bunlar da aynı sıkıntıda. Yunanistan ile rekabet yapamadıklarından dolayı, daha önce bu fabrikamızda fazla mesai yapar iken şu anda haftada ancak 5 gün üretim yapılabiliyor. Cumartesi- Pazar günleri tatil ortamına girmiş durumdalar. Bunlar çok önemli olaylar.

 

İzmir şubemizin örgütlenme faaliyetleriyle ilgili neler söyleyeceksiniz? İzmir ve Ege  Bölgesi'nde işkolumuza giren kaç işyeri var, ne kadar üye potansiyeli bulunuyor?

 

İzmir ili hudutları ve Ege Bölgesi hudutları içerisinde acaba bizim işkolumuza giren ne kadar işyeri var diye bir araştırma yaptık. İzmir Bölge Çalışma Müdürlüğü'nden almış olduğumuz bilgilere göre İzmir il hudutlarına baktığımızda bizim işkolumuza giren 1800-2000 dolayında işyeri var. Ege bölgesine baktığımızda bu rakam 4-5 binleri buluyor. Tabii bu işyerlerinin çoğu sendikasız. Sendikalı Ol kampanyası yürüttüğümüz İzmir-Kemalpaşa beldesinde sendikamıza üye olabilecek 2 bin dolayında işçi çalışıyor. Biz tüm şube organları olarak, 4 Eylül 2010 tarihinde yapılan şube genel kuruluna, yeknesak, bir bütün halinde, yönetim denetim ve disiplin kurulu, yani organları bir bütün halinde gittik. Tek amacımız şuydu; biz kendi iç bünyemizde bölünmeye, parçalanmaya gitmektense yeknesak bir şekilde bir listeyle seçime gidelim ve bütün mesaimizi örgütlenmeye ayıralım kararı aldık. Dolayısıyla genel merkezimizin de bu konuda katkı ve destekleri oldu.

Geçtiğimiz yıl Başkanlar Kurulu'nda kararlar alındı. Örgütlenmeye ağırlık verilecek şeklinde. Ne olursan ol sendikalı ol kampanyamız başta Düzce, Gebze, Bursa ve İzmir - Kemalpaşa'da yapıldı.

Biz bu kampanyayı şubemize 38 km uzaklıkta olan Kemalpaşa'da hayata geçirdik. Mebant'ı örgütledik.

 

Şubenizin yeni örgütlediği Pak Plast'ta süreç şu anda hangi aşamada?

 

İzmir'in Kavaklıdere Köyündeki Pak Plast'ta 53 işçi çalışıyor, küçük bir işyeri. Buraya kurulmuş bir fabrika. Her tarafta olduğu gibi burada da patron ve yöneticilerin işçilere insanca davranmamaları, insanca yaklaşmamaları, çalışma koşullarının zorluğu, işçi sağlığına ve iş tüzüğüne uygun davranılmaması, yemeklerin sağlıklı olmayışı, üretim yapılan makinaların işçi sağlığına uygun dizayn edilmemesi gibi bir çok nedenle çalışanların huzursuzluğu ve arayışları artmıştı.Bu 53 işçinin 33 'ü geldiler, ifade ettiğim bu sıkıntılardan dolayı sendikamıza üye oldular. Bakanlık da tespiti olumlu verdi. Ancak bu arada dört arkadaşımız ihbar ve kıdemleri ödenerek işten atıldı. Burada çalışan arkadaşlarımız kadın ağırlıklı. Tabii Kavaklıdere küçük bir köy. Evde oturan kadınlar, genç kızlar, çeyiz hazırlığı içinde olanlar  var. Bu işyerinde, üretimden sonra ağırlıklı iş paketleme işi. Kadınlar paketleme işini daha iyi beceriyorlar.  Dolayısıyla bu insanlar işverenle yıllarca iç içe olmuşlar. Hatta burada hayretle karşıladığımız bazı olaylar yaşadık. Kavaklıdere köyünde işveren, muhtar ile anlaşıyor. Köy imamına gidiyorlar. Köy imamı ezanı okuduktan sonra camiden anons yapıyor. “Pak Plast işyerine işçi alınacaktır, köy halkından uygun olan kadınlar fabrikaya müracaat etsinler” diyor.

 

İşveren örgütlülüğü kırmak için her yolu deniyor yani?

Pak Plast'ta işveren bizim örgütlülüğümüzü kırmak için işyerine taşeron adı altında 16 kadın işçi aldı.Bu olay tabii çok dikkatimi çekti.  Bu tabii bizim oradaki arkadaşlarımızı biraz korkuttu. Çünkü paketleme dediğimiz iş en fazla iki haftada öğrenilebilecek, bir iş. Vasıf gerektiren, tecrübe gerektiren bir iş değildi. Ondan sonra biz orada bir dizi eylem yaptık. Hakikaten üretimi düşürücü eylemler yaptık. Ufak tefek, geceleri mesailer oluyordu, onları kaldırdık. Yine  işyerinin Tetra-Pak ile de bağlantısı vardı. Tetra-Pak bu fabrikadan mal alıyordu, Tetra-Pak'a fason üretim yapıyordu. İki işverenin birbiriyle olan bağlantılarını da değerlendirdik.İki fabrikanın patronunu ve genel müdürlerini bir araya getirdik. Tetra-Pak işvereninden bu konuda bize yardımcı olmasını talep ettik. Pak Plastik'te bir örgütlenmemiz oldu ama işçi atıyor, mal alımını durdurun dedik. Sağ olsunlar, onlar da bize bu konuda destek oldu. Ve  atılan arkadaşlarımızı geri aldırdık, işbaşı yaptırdık. 16 tane taşeron işçiyi de aynı gün geriye gönderdik. Sonra işveren ile biraraya gelip oturduğumuzda, camiiden anons olayı ile ilgili olarak,“Bunu bana muhtar önerdi, ben de peki dedim” dedi.

 

Ve neticede bir aracı vasıtasıyla işverenle masaya oturduk. Şöyle bir mutabakat sağladık işveren ile; siz bizim Bakanlık'tan olumlu gelen yetkimize itiraz ettiniz. Taraflar olarak hukuki süreci bekleyelim. Sürecin sonunda her iki taraf mahkemenin neticesine göre birbirlerine yardımcı olsunlar dedik. İşveren de bunu kabul etti.Yetki tespitine itizar davası devam ediyor. Şu anda o aşamadayız. Sanıyorum Mart ayı içerisinde dava görüşülmeye başlanacak.

 

Türkiye'deki hukukun işleyişini herkes biliyor. İş mahkemeleri de aynı durumda, değişen bir şey yok. Bakanlığın olumlu tespitine itiraz tam bir yılımızı alıyor. Bu arada oradaki üyelere baskılar yapılıyor. El altından bazı maddi olanaklar sağlanıyor. Hastası varsa hastasına koşuluyor. Anası babası var ise onlar vasıtasıyla sendikadan istifa ettirilmek için baskı yaptırılıyor. Bu nedenle bazen üyelerimizde bir bıkkınlık olabiliyor. Bu bir yıllık süreç içerisinde istifalar olabiliyor, başarısız da olabiliyorsunuz.

 

Kemalpaşa'daki örgütlenme faaliyetleri nasıl gidiyor?

Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesine baktığımızda, 2000'in üzerinde üye potansiyeline sahibiz. Bu kadar üye yapabileceğimiz işyeri var. Hem Kavaklıdere'deki Pak Plast, hem de Mebant örgütlenmesi bu bölgelere bir canlılık getirdi. Sendikalı Ol kampanyasında Kemalpaşa'da billboardları donattık. Halk pazarlarında standlar açtık. Basın açıklamalarında bulunduk. Halkı aydınlattık. Bu bölgede çalışanları aydınlattık. Biz özellikle şube genel kurulumuzdan sonra Kemalpaşa'da örgütlenmelere de hız verdik. Orada oturan arkadaşlarımızın evlerine gidiyoruz. Tabii arkadaşlarımızın maddi durumları iyi değil. Sendika olarak evlere giderken de boş gitmiyoruz. Erzak gibi bazı katkılar sunuyoruz.

 

Mebant örgütlenmesinde kadınların çok önemli rolleri oldu? Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

 

Hem Mebant'ta hem de Pak Plast'ta kadın üyelerin, kadın işçilerin öncülüğünde örgütlenmeyi başardık. Mebant'ta şu anda 183 üyemiz çalışıyor. Bunun 57'si kadın. Sendikal hayatımda gurur duyduğum ve tüylerimi diken diken eden olaylarla karşılaştım Mebant örgütlenmesinde. Örgütlenme aşaması bizim için çok zor oldu. 38 kilometre uzaklıkta bir yer burası. Kemalpaşa bir küçük belde, belediyelik, noter de var ama oradaki noterlerin tümünün kazancı Kemalpaşa OSB'deki işverenlerden geliyor. Dolayısıyla biz örgütlenmede noter onayını Kemalpaşa'da yapamadık. Çünkü yapacağınız bir üye kaydı hemen bu noterlerin çalıştıkları işverene gidecekti. Böyle bir endişe taşıdık. Dolayısıyla biz arkadaşlarımızı 38 kilometrelik yoldan, Kemalpaşa'dan İzmir'e, gerektiğinde taksiyle, gerektiğinde minibüsle, gerektiğinde otobüsle taşıyarak bir örgütlenme çalışması yaptık. Çok gizli yaptık bu çalışmayı.Gece yarılarına kadar şubemizi açık tuttuk. Oradaki örgütlenme modelimizde en önemli rolü kadınlar oynadı.

 

Burada bir örnek vermek istiyorum. Mebant'ta çalışan bir kadın iki ay önce doğum yapmış. Ve çocuğunun battaniyesi yırtık, yok, para yok.  Yine bir kadın aynı fabrikada çalışıyor; yedibuçuk aylık hamile. Yine aynı fabrikada başka bir kadın; 3 yaşında bir çocuğu var, elinden tutmuş gelmiş. Bunların üçü de tesadüfen, aynı gün geldiler. Birinin kundağında çocuk, diğeri hamile, üçüncüsünün elinde de 3 yaşında bir çocuk. Bu manzarayı görünce dedim ki örgütlenme modeli işte bu. Örgütlenmelerin sonuna doğru bir başka kadın geldi. Öncü bir kadın; şimdi temsilcimiz. “Başkanım hangi koşullarda geldim, biliyor musun” dedi. Hangi koşullarda geldin dedim. Anlatmaya başladı... “Belki burada üye olup, eve gidince kocam beni boşayacak. Çünkü eşim bana gitmememi söyledi. Bu işlere  bulaşma dedi. Ama baktım ki arkadaşlarım bir hak arayışı içerisinde. Bir ezilmişliğimiz var. Ben de bunu yaşıyorum. Bunu eşim yaşamıyor. Ben zorlanıyorum, ben kötü şartlarda çalışıyorum. Ben maaşımı az alıyorum dedim. Buna rağmen eşim, 'hayır gidersen boşanırım' dedi. En son baktım ki arkadaşlarım bu işin sonuna geldiler. Dedim ki ister boşa ister boşama, ben gidip  üye oluyorum. ”

 

Ben bu sözlerden sonra bu arkadaşımın alnından öptüm. Mebant örgütlenmesi 11 aylık bir sürece yayıldı. Burada da dört arkadaşımız atıldı. Mebant örgütlenmesinin başarısında özellikle kadınların rolü büyük oldu.

 

Mebant otomotiv yan sanayi firması. Mebant'ta  da tespitimiz olumlu gelmişti. Hatta yüzde 70'lere varan oranlarda olumlu gelmiş, buna rağmen itiraz edilmişti. Bu işyerinde 2010'un Şubatında başlamıştık örgütlenmeye. Nisanın son aylarında da tespit gelmişti. Tabii işverenlerin fabrikalarla yapmış oldukları sözleşmeler var. Fabrikalar, en ufak bir gecikmede otomotiv firmalarına büyük tazminatlar ödüyorlar. Biz bunu tespit ettik ve orada üretimi düşürücü çok güzel eylemler yaptık. Renault ve Ford için çok büyük tazminatlar ödediler. İşveren işçinin kararlılığını görünce, itirazla ilgili mahkeme süreci devam ederken biz işverenle masaya oturduk. Bu yılın Ocak ayında da sözleşmeyi bitirdik. Bu fabrikadaki işçilerin tamamı asgari ücretle çalışıyordu. Güzel haklar aldık, ücret zammı, aile, çocuk, ikramiye gibi sosyal haklar aldık. İşveren  itiraz dilekçesini mahkemelerden geri çekti sanıyorum. Önümüzdeki ay içerisinde kesin yetkimiz gelecektir. Ben son olarak şunu söylüyorum. Her iki işyerinde de kadın üyelerimizin olması büyük bir şanstı.

 

Örgütlenmede en son söyleyeceğim şu; bölgeleri  tarıyoruz. Birkaç fabrikamız daha var. Orada tespitler üzerindeyiz. Mebant'ın sözleşmesi yeni bitti, bölgede büyük etkisinin olacağını düşünüyorum. İşçi korkar da, kaçar da mantığından uzak durarak, her olabileceği, işçinin başına ne gelebileceğini, örgütlenmenin başında anlatmak gerekiyor. Bundan sonra da kararlı bir şekilde örgütlenme faaliyetlerine başlamak gerekiyor.

 

Ben ben sendikacılık yaşamımda şunu gördüm; kadınların inancı var ise örgütlenmede çok öne çıkıyorlar. Kadınların örgütlenmede öne çıkması da bir çok erkeği, 'acaba' mı kararından vazgeçirebiliyor. Bu çok önemli. Örgütlenmede bir kadın önden yürürken bir erkek geride kalırsa biz de bunun üzerine biraz giderek erkeklere, “Bakın işte bir kadın, bu işe inanmış, önünüzde gidiyor, siz erkek olarak, bırakın bu kadınların gerisinden yürümeyi, yanından bile yürümeyeceksiniz, kadınların önüne geçip, sizler onlara güç vereceksiniz” anlamında sözler söylüyoruz. Bu konuşmaların örgütlenmede olumlu yönde büyük etkisinin olduğunu görüyoruz.

 

İşçilerin sendikaya üye olmak istemelerinde sizin tecrübelerinize göre en önemli sebep nedir?

Ben Petrol-İş Sendikası'na üyelik anlamında, 1975 yılının 1 Eylül'ünde DYO Boya fabrikalarında işçi olarak çalışmaya başladım. Ve 11 yıllık bir işçilik hayatından sonra 1986 yılında İzmir'de profesyonel sendikacılığa başladım. Bunu neden anlatıyorum? Bu tarihlerden beri profesyonel sendikacılık hayatım boyunca gözlemlediğim tespitlerim var; işçilerin sendikaya üye olmak istemelerinde en önemli sebep para değil. Bizi örgütlenmek için gelenlerin veya bizim örgütlemek için gittiklerimizin en başta gelen talepleri maddi talepler değil. İşçilerin bir sendikaya üye olmak istemelerinin en önemli nedeni, çalıştığı işyerinde insanca davranış görmek, insanca bir çalışma ortamının sağlanması.. Tabii ki bu işçiler asgari ücretten çalışıyorlar ama şunları söylüyorlar... “Biz önce, bize insanca davranılmasını istiyoruz. Çalışma koşullarımızın da kanunlara uygun olmasını istiyoruz.” Arkasından tabii ki ekonomik koşullar geliyor. Yani örgütlenmek için bize gelenler birinci derecede ekonomik koşulları getirmiyor. Burası çok önemli.

 

İşyerlerinde patronlardan çok, yani direk patronun kendisinden çok orta ve alt düzey işveren vekillerinin konumu çok önemli. Mesela bir örgütlenmeden sonra veya örgütlenme aşamasında bir çok patronla oturduğumuzda, bir araya geldiğimizde ben kendilerine şunu söylüyorum. Biz, insan kaynakları müdürünüze yahut da işletme müdürünüze teşekkür ediyoruz. Hatta bu tür insanları bir çok işyerlerinde görüyoruz. Çoğalmalarını da istiyoruz. İşçiye insan gibi davranmayan orta ve alt düzey işveren vekillerin çok olması örgütlenmeyi artırıyor. Yani ben bunu işçiye eziyet yapılsın, çok iyi oluyor anlamında söylemiyorum. Ama bu dediğim tipteki müdür ve şefler bizim örgütlenmemize çok katkı sağlıyorlar.

 

Bu işveren vekilleri işçiye baskı, zulüm, eziyet yaptıkları sürece, özür dileyerek söylüyorum işverene yalakalık yaptıklarını sandıkları sürece işçi, ilk planda insanca yaşamak ve insanca çalışmak koşullarının olması yönünde bu yetkililere tepki gösteriyor, örgütlenmek için biz geliyor.

Ondan sonra da ekonomik koşullarının iyileştirmeleri yönünde talepleri oluyor. Bu tür yöneticiler farkında olmadan bize destek oluyorlar. Aslında işçiyi püskürttükçe işçi sendikaya yöneliyor.

 

Bize örgütlenmek için hangi işyerinden gelen olursa olsun, işçiler hep bir, ortak ağızdan konuşurlar. “Biz kötü koşullarda çalışıyoruz, insanca davranılmıyor. Patron bize buna yapıyor, patron bize şunu yapıyor, müdür bize bunu yapıyor, müdür bize şunu yapıyor” dediklerinde, ilk aşamada işçilerin hayret ettikleri bir şeyi söylüyorum. “Allah bu tür patron ve müdürleri bizim başımızdan eksik etmesin. Çünkü sizler,bir otobüs kuyruğunda, bir sinema kuyruğunda sıra beklerken her hangi birisi uyanıklık yapıp da önünüze geçtiğinde hakkınızı arıyorsunuz. Ama bir fabrikada çalışırken horlandığımızda, ücretiniz çoluk çocuğunuzu geçindirmeye yetmeyecek kadar az verildiğinde biz bunları patronlara söyleyemiyoruz. TC Anayasası'nın 51. maddesi bize bir hak veriyor. Biz bu hakkı kullanamıyoruz. O  patron, müdür, Ahmet mi, Mehmet mi, O size biraz daha eziyet etsin ki siz de Anayasa'dan gelen hakkınızı kullanın.İşte bu anayasal hakkınızı alabilmeniz için birlik ve beraberliğinizi koruyacaksınız. Ve buraya gelip üye olup hakkınızı arayacaksınız.”

 

 

Sendikalı olmak için şubeye gelen veya sizin örgütlemek için gittiğiniz işyerlerinden sendikaya gelen işçilere örgütlenme aşamasında neler söylüyorsunuz?

 

Geldiniz, ortak dertleriniz var, şikayetleriniz var diyor ve toplantı salonundaki beyaz tahtaya geçiyorum. Beyaz tahtaya hemen, karikatürize şekilde 24, 26 tekerli bir TIR resmi çiziyorum; “Bu TIR son model bir TIR'dır. Biz bu  TIR'ın şoför mahalline kesinlikle oturamayız. Bu patronun işidir. Bizim işimiz üretimi arttırarak bu TIR'a kaliteli mal koymak. Ancak hiç biriniz bu TIR'ın 24 tekerleğini benden istemeyeceksiniz. Kesinlikle size, bunu vaat edemem. Bir araya geldiğimizde, bu fabrikayı ayakta tutmak başta olmak koşuluyla bu TIR'dan en fazla 4 ya da 6 tekerlek alabilirsiniz. Bu TIR'ın bütün tekerleklerini yahut da bu tekerleklerin yarısını benden isterseniz ben sizi aldatmış olurum, size yalan söylemiş olurum. Yarın yüzyüze bakamayız, bize düşen teker miktarı  fabrikadaki üretim ve artış miktarına bağlıdır. Diğer yandan örgütlenmeler sırasında işten atılmalar olabilir. Hukuksal olarak yanınızdayız. Bundan hiç korkmayın” diyorum. Herşeyi anlattıktan sonra da oturup örgütlenmemize başlıyoruz.

 

Teşekkür ederim.