1 Mayıs’ta Sıhhiye Meydanındaydık

 

 

İşçilerin, emekçilerin, işsizlerin, gençlerin, öğrencilerin ve üyelerimizin yoğun katılımıyla gerçekleşen 1 Mayıs 2009 Ankara’da Sıhhiye Meydanında kutlandı.

 

Yağmura rağmen onbinlerce işçi taleplerini Sıhhiye Meydanında Sermayeye ve Hükümete karşı dile getirerek 1 Mayıs’ı bir bayram coşkusuyla kutladı.

 

 

Saygılarımızla,

Petrol-İş Sendikası

Ankara Şubesi

 

 

  • Şube Başkanımızın da içinde yer aldığı 1 Mayıs Tertip Komitesinin ortak 1 Mayıs açıklaması aşağıdadır.

Merhaba, işçiler, kamu emekçileri, işsizler, gençler, emekçi kadınlar;

Merhaba iş için, ekmek için, özgürlük için, barış ve kardeşlik için mücadele edenler,

Merhaba, yürekleri özgür ve demokratik bir Türkiye için çarpanlar,

Sizleri tertip komitesi adına saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Uluslararası birlik-mücadele ve dayanışma günümüz, 1 Mayıs’ımız hepimize kutlu olsun, hoş geldiniz.

 

Bu yıl 1 Mayıs’ı, kapitalizmin en derin krizlerinden birini yaşadığı bir dönemde kutluyoruz. Hem Türkiye’de hem dünyada milyonlarca emekçi işsiz kalıyor, yoksulluk tırmanıyor, haklarımız tırpanlanıyor…

 

Kapitalizmin tarihi “kan ve ateşin tarihi” olduğu kadar, işçi sınıfı ve emekçilerin özgürleşme mücadelesinin de tarihidir… 1 Mayıs ise bu tarihin en şanlı uğraklarından biri…

 

1 Mayıs bize, 1886’da Amerika’da greve çıkan yüz binlerce işçi kardeşimizden miras kaldı.

8 saatlik işgünü mücadelesi için dağıtılan bildirilerde şöyle yazıyordu: “ Bir günlük isyan, daha azı değil. Emeğin dünyasını egemenlik altında tutan kurumların sefil sözcülerinin denetimi dışında bir gün. Emeğin kendi yasalarını yaptığı ve bunları uygulamaya koyma gücünü elde ettiği bir gün. Emekçi ordusunun birliğinin yarattığı muhteşem gücün, dünyanın tüm haklarının kaderlerini ellerinde tutanlara karşı çevrildiği bir gün”

 

İşçilerin hepsinin dillerinde aynı sözler vardı: “Biz sadece, fabrikada çalışan, akşam eve geldiğinde yemek yiyip yatan ve ertesi gün yeniden çalışan köleler değiliz. Düşünmek ve yaşamak istiyoruz.”

1 Mayıs 1886’da, grev ve gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Siyah ve beyaz işçiler gösterilerde yan yana omuz omuzaydılar. İşçilere ateş eden polis, işçinin ölmesine, onlarcasının yaralanmasına neden oldu. 4 Mayıs’ta Haymarket alanında saldırıyı protesto etmek amacıyla düzenlenen mitingde yüzlerce işçi önderi tutuklandı. 4 işçi asıldı. İdam edilen işçi önderlerinden SPİES şöyle seslendi; “Bizi asarak işçi hareketini, milyonları, yoksulluk içinde çalışan milyonlarca işçiyi kendisine çeken bir hareketi yok edeceğinize inanıyorsanız, durmayın bizi asın! Burada bir kıvılcımı yok edeceksiniz, ama orada, önünüzde ve arkanızda her yerde başka kıvılcımlar çıkacaktır. Bu, içten içe yanan bir ateş. Bu ateşi söndüremezsiniz.”

 

Söndürmediler de..

 

Dünyanın dört bir yanında tam 120 yıldır işçi sınıfı alanlara çıkarak, mücadele bayrağını bugünlere taşıdı.

Mücadelenin ülkemize sıçraması uzun sürmedi. 1983’te Zonguldak’ta patlak veren kömür maden işçilerinin grevini, demiryolu, deri, liman, tütün ve tersane işçilerinin grevleri izledi. 1908 yılında tam 138 grev yaşandı ve ertesi yıl 1 Mayıs, Anadolu topraklarında ilk kez kutlandı.

 

Bugün hem 1 Mayıs’ı hem de Anadolu topraklarında 1 Mayıs’ın ilk kez kutlanmasının 100,yıldönümünü kutluyoruz, 100. yılında 1 Mayıs mücadelemiz kutlu olsun.

 

Kulaklarımızda, 175 yıl önce “ya çalışarak yaşamak, ya savaşarak ölmek” diyen 120 yıl önce greve çıkarak bize canları pahasına 1 Mayıs’ı miras bırakan, tam 100 yıl önce 1 Mayıs’ı Anadolu’ya taşıyarak, “hem istiklal hem de haklarını” isteyen, 32 yıl önce Taksim’de yüz binlerle bir araya gelen sınıf kardeşlerimizin sesi yankılanıyor.

 

Bugün burada, bir kez daha haykırıyoruz: Er ya da geç ama bir gün mutlaka…..

“İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!”

 

Kardeşlerim,

 

Başbakan Erdoğan, “Hamdolsun, kriz bizi teğet geçti” diye dursun, 12 Eylül faşist darbesinden bu yana uygulanan neo-liberal politikaların ağır sonuçlarını kriz koşullarında bir kez daha görüyoruz. Özelleştirmeci, piyasacı, IMF ve Dünya Bankası endeksli politikaların yıkıcı etkisinin krizle birlikte daha da derinleştiğine şahit oluyoruz:

 

  • Son bir yılda 1 milyon işçi işten çıkarıldı, işsiz sayısı 6 milyonu aştı.

  • Temel tüketim maddelerine yapılan zamlar enflasyonu kat be kat aştı, doğalgaz ve elektriğe yapılan zamlar enflasyon oranının tam 5-6 katına ulaştı.

  • Ücretsiz izinler, kısa çalışma uygulamaları, ücret kesintileri, hak gaspları alabildiğine yaygınlaştı, gerçek ücretler daha da geriledi.

  • Milyonlarca emekçinin eğitim, sağlık, barınma gibi temel hakları kullanımı daha da zorlaştı.

  • Türkiye tarımı çökmeye devam ederken, milyonlarca üretici köylü topraklarını bırakarak, büyük şehirlerdeki işsizler ordusuna katıldı.

  • Gerçek sendikalaşma oranı 20 yılda yüzde22’den yüzde 6’ya kadar geriledi.

 

Bu listeyi uzatmak mümkün. Buradan bir kez daha söylüyoruz. Bu kriz kapitalizmin krizidir. Sorumlusu doymak bilmeyen sermaye sınıfı ve onun hükümetlerdir. Krize yol açan politikalar, bu ülkenin işçilerinin, emekçilerinin tercihi değildir. Bugün felakete dönüşen krizin sorumlusu, patronlar ve onların politikalarını uygulayan tüm iktidarlar ve bugünkü temsilcisi AKP hükümetidir. O halde bir kes daha haykırıyoruz:

 

“Krizin faturası patronlara!”

 

Kardeşlerim,

 

Allana pullana bizlere sunulan serbest piyasa düzeninin sonuçlarını bugün daha net görüyoruz. Özelleştirme, ticaretleştirme ve piyasalaştırmanın sonu işte budur. Kapitalizmin sonu işte budur. Bütün bunlara rağmen, AKP hükümeti, inatla bu politikalarda ısrar etmeye devam ediyor. Patronlar ve AKP hükümeti el ele krizin yükünü işçilerin, emekçilerin sırtına yıkmak için elinden geleni ardına koymuyor.

 

İşçilerin en büyük iş güvencesi olan “kıdem tazminatı” hakkı gasp edilmek isteniyor, sendikal örgütlenme ve mücadeleyi işverenler çeşitli yöntemlerle engellemeye çalışırken, AKP hükümeti buna göz yumuyor. Reform adı altında hazırlanan, sendika, toplu sözleşme ve grev yasa tasarıları, sendikal hakların üzerindeki 12 Eylül gölgesini kaldırmıyor. Kamu emekçilerinin grevli-toplu sözleşmeli sendika hakkı yok sayılıyor. Özelleştirmeler sürüyor. Kapitalizm dünyamızı, aşırı kar hırsı uğruna ekolojik bir felakete sürüklüyor.

 

AKP hükümeti Türkiye’yi Avrupa Birliği, Amerika ve Nato’nun yörüngesinde tutmak için var gücüyle çalışıyor. Emperyalist güçler Türkiye’yi kana bularken, AKP hükümeti Türkiye’yi emperyalizmin taşeronluğuna koşuyor. Sözde demokratikleşme sürecinde, anti-demokratik uygulamalar alabildiğine devam ediyor. Örgütlenme, ifade ve basın özgürlüğü, temel insan hak ve özgürlüklerinin tümü ihlal ediyor.

 

Kadınlar her alanda ayrımcılığa uğruyor, kadınlara yönelik şiddet, tecavüz ve sömürü, sürüyor, yük kriz koşullarında daha da artıyor. 3 gençten biri işsiz, gençlik uyuşturucu, çete, sınav cenderesine sıkıştırılıyor, geleceksizliğe mahkum ediliyor.

 

Öte yandan kontrgerilla yanlıca kılık değiştiriyor, dönemin ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendiriliyor. Bunca acıya ve yıkıma rağmen Kürt sorununda çözümsüzlük politikalarında ısrar ediliyor. Operasyonlarla, göz altılarla, tutuklamalarla, “çoluk-çocuk demeden gereği yapılmaya” devam ediliyor. Bu ülkenin geleceği olan çocuklar, daha oyun çağında cezaevine giriyor, sendikacılar tutuklanıyor.

 

Artık yeter! Biz eşit, özgür, kardeşçe bir yaşam, demokratik bir Türkiye istiyoruz. Biz Kürt sorunun demokratik yollarla çözülmesini, tüm Türkiye halkının kardeşçe yaşamasını istiyoruz. Biz her türlü emperyalist örgütten çıkılmasını, Türkiye’nin bağımsız ve özgür bir ülke olmasını istiyoruz.

 

Taleplerimizi bugün buradan bir kez daha seslendiriyoruz:

 

  • İşten atmalar ve ücretsiz izinler yasaklansın.

  • Asgari ücret insanca yaşanacak düzeye çıkarılsın, vergiden muaf tutulsun.

  • Her işsize iş buluncaya kadar işsizlik maaşı bağlansın ve miktarı arttırılsın.

  • Taşeron çalışması, kısmi çalışma ve esnek çalışma yöntemleri yasaklansın.

  • Herkese kadrolu-güvenceli istihdam sağlansın.

  • İşsizlerin kira, elektrik, su ve ısınma giderleri devlet tarafından karşılansın.

  • Herkese eşit, nitelikli, parasız eğitim ve sağlık hakkı sağlansın.

  • Yeni bir program dayatan IMF ile anlaşma yapılmasın; istihdam yaratacak yatırımlar gerçekleştirilsin.

  • Sendikalaşmanın önündeki engeller kaldırılsın ve kamu emekçilerinin grevli, toplu sözleşmeli sendika hakkının önünde Hükümet daha fazla engel olmasın. AHİM kararına uyulsun.

  • Barışın, kardeşliğin ve demokrasinin hakim olduğu bir ülke için anayasa halkın talepleri doğrultusunda değiştirilsin.

  • 8 Mart tatil ilan edilsin, cinsel-sınıfsal-ulusal sömürüye son verilmesi için gerekli adımlar atılsın.

 

Kardeşler,

 

Biliyoruz ki, bu taleplerimizi gerçekleştirebilmemizin tek yolu, güçlerimizi birleştirmekten, örgütlü ve birleşik mücadelemizi yükseltmekten geçiyor.

 

Buradan bir kes daha artık yeter diyoruz!

 

Yoksulluk, işsizlik, sömürü ve savaş üreten ve onun temsilcilerine bir kez daha isyan ediyoruz!

Biz ne kölelik, ne işsizlik damgasını kabul etmiyoruz. Hep birlikte kapitalizmi ve onun temsilcilerini, “emek ve insanlık düşmanlığı” ile damgalıyoruz.

 

Ankara’dan Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında alanlara çıkan sınıf kardeşlerimize sesleniyoruz:

“Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir,

  haklı günler, büyük günler,

  gündüzlerinde sömürülmeyen,

  gecelerinde aç yatılmayan,

  ekmek,gül ve hürriyet günleri.”

 

Ve bugün, o büyük çağrı her zamankinden daha da anlamlı:

Savaşsız, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya için:

“Dünyanın bütün işçileri ve ezilen halkları birleşiniz”

Yaşasın 1 Mayıs,

Yaşasın İşçilerin Birliği, Halkların Kardeşliği,

Sermaye mezara, emek iktidara!