Finans Uzmanları Yargıçlara Karşı

 

Korkut Boratav

Cumhuriyet/02.06.2004

 

Bir süredir Türkiye, yeni ve medyatik bir ''uzman'' türü ile tanışmakta. Birçoğu yurtdışından, diğerleri Türkiye'nin paralı veya prestijli üniversitelerinden diplomalı. Lisansüstü dereceleri var. Bankalarda, finans kuruluşlarında yatırım uzmanı olarak çalışıyorlar. ''Yatırımcı'' diye adlandırdıkları yabancı-yerli sermaye gruplarına şirketleri adına rehberlik ediyorlar. İşlerini bazen ''Türkiye'yi satmak'' diye tanımlıyorlar. Bir bölümü TV'lerin, radyoların ekonomi programlarının demirbaşları. Ve bu programlarda ''borsa, döviz, faiz'' üçlüsüne ilişkin öngörü ve önerilerini izleyicilere aktarmakla yetinmiyorlar; Irak tezkeresinden YÖK Yasası'na, Büyük Ortadoğu Projesi'nden Kıbrıs sorununa kadar her konuda görüşlerini, hatta önerilerini pervasızca izleyicilere aktarıyorlar. ''Piyasalar'' diye adlandırılan bir büyük güç adına konuştuklarını ileri sürüyorlar. Hükümetlerimizin önceliklerinden biri, bu gücün tedirgin edilmemesi, hoşnut kılınmasıdır. Uzmanlarımız da, ''piyasalar'' ı temsil etmek iddiasıyla Türkiye'yi yönetmek istiyorlar. Ve çoğu kez bunu başarıyorlar.

 

Geçen haftanın başlarında radyoların, TV kanallarının ekonomi programlarında aynı uzmanların ortak konusu, Ankara 10. İdare Mahkemesi'nin TÜPRAŞ özelleştirmesinde yürütmenin durdurulmasını kararlaştırması idi. Uzmanlarımızın, bu karardan hoşnut olmayacakları açıktı. Ancak, mahkeme kararının en azından hukukî bir tartışmadan geçilerek eleştirileceğini umanlar boşuna beklediler. ''Hukuka uygunluk'' bir değerlendirme ölçütü değildi. Uzmanlarımız, topluca bir öfke içinde idiler: ''Her şey yolunda giderken, İdare Mahkemesi, ekonomiyi açıkça sabote mi etmekteydi? Borsa bu yüzden düşecek; faizler yükselecekti. 28 Mayıs'ta bütçeye girecek 1.3 milyar dolardan yoksunluk, faiz dışı fazla hedeflerini tehlikeye sokacak; özelleştirmeyi beceremeyeceğimiz belli olduğu için AB beklentilerimiz ağır bir darbe alacak; yabancı yatırımcının Türkiye ile ilgili kuşkuları artacaktı.'' Yazılı basının neoliberal kalemlerinin de kervana katılmasıyla İdare Mahkemesi'nin yargıçları, neredeyse ''vatana ihanet'' suçlamasının sınırlarında gezinen bir saldırı ile karşılaştılar.

 

 

Bu hezeyanların, salt ideolojik tepkilerden kaynaklandığını sanmayınız. Finans uzmanları ve neoliberal kalemşorlar somut bir hedefin de peşindeler: Özelleştirme İdaresi, yürütmeyi durdurma kararına Bölge İdare Mahkemesi'nde itiraz etmiştir. Üst mahkeme yürütmenin durdurulması kararını kaldırırsa, TÜPRAŞ'ın Efremov grubuna devir işlemi tamamlanabilecektir.

 

Peki, 10. İdare Mahkemesi, daha sonra davayı esastan görüşerek özelleştirme işleminin esastan iptaline karar verirse ne olacaktır? Mahkeme'nin nihaî kararının da büyük bir olasılıkla ''iptal'' doğrultusunda olacağı anlaşılmaktadır. Aceleyle yapılmış bir devir işlemi, doğal olarak, geçersiz olmayacak mıdır?

 

Ne var ki, özelleştirme konularında, idari yargıyı etkisiz kılan çok ağır bir hukuk cinayetinin altyapısı çoktan hazırlanmıştır. Ve defalarca uygulanmıştır. KİGEM arşivinde 1997 tarihli

( Süleyman Demirel hükümetine ait ve Resmi Gazete'de yayımlanmamış) bir Bakanlar Kurulu Prensip Kararı vardır. Buna göre devir işlemleri tamamlanmış özelleştirmeler, idari yargı tarafından iptal edilse dahi, kamu yararı gereği ve kazanılmış haklar oluştuğu için iptal kararı uygulanmayacaktır. Bütün sorun, idari yargı nihaî kararını almadan önce devir işlemini hızla, el çabukluğu ile yapıvermektir.

 

Bu türden son ''marifet'' , TekeL Alkollü İçkiler AŞ'nin özelleştirilmesi sürecinde gerçekleştirildi. Sendikanın açtığı iptal davasında, Ankara 8. İdare Mahkemesi yürütmenin durdurulmasını kararlaştırdı. Özelleştirme İdaresi'nin itirazı üzerine Bölge İdare Mahkemesi yürütmenin durdurulması kararını kaldırdı. Ve 8. İdare Mahkemesi'nin esas hakkındaki kararı çıkmadan Tekel'in devir işlemleri hızla tamamlandı. İdarî yargı özelleştirmede ''hukuku ihlal'' olgusunu nihaî olarak belirlerse, sonuç değişmeyecektir.

 

İşte borsa uzmanları ve neoliberal kalemşorların kopardıkları şamatanın asıl amacı, Bölge İdare Mahkemesi'ni baskı altında tutmak; yürütmenin durdurulması kararını geçersiz kılmaktır. Ve yargıçlar çok ağır sorumluluk taşıyan bir sınavdan geçmektedirler.

 

Medyanın demirbaşları olan genç finans uzmanlarına seslenmek istiyorum: Türkiye'nin AB'ye üyeliğini ''demokrasi'' gerekçesi ile savunuyorsanız, demokrasinin önkoşulunun hukuk devleti olduğunu sizlere kimse öğretmedi mi? Ve yargının siyasi iktidar ile çıkar çevrelerinden bağımsızlığının da hukuk devletinin önkoşulu olduğunu hiç duymadınız mı?

''Babalar gibi satarım arkadaş'' diyerek, kamu malını istediği gibi, istediği kişilere, kaça giderse satan bir iktidar, elbette hukuku çiğneyecekti. ''Borsa düşecek, yabancı sermaye küsecek'' söylemiyle yargıyı baskı altında tutmak da demokratlık değildir. Olsa olsa, kapkaççı, mafyatik, tarikat bağlantılı sermayeye yardakçılıktır.

 

NOT: Bu yazı tamamlandıktan sonra, finans uzmanlarının kampanyası sonuç verdi. Bölge İdare Mahkemesi, yürütmenin durdurulması kararını verdi.