Ulusal küreselleşme

 

Taylan Erten

Dünya 09.09.2005

 

Ordu Yardımlaşma Kurumu'nun (OYAK), Antalya'da düzenlediği "İş Ortakları Toplantısı"ndan kamuoyuna yansıyan haberler dünkü gazetelerin birinci sayfa manşetlerindeydi. OYAK'la ilgili gelişmelerin her zaman haber değeri var; ama bu kez durum farklıydı: 1.700 bayinin katıldığı toplantıda, önümüzdeki pazartesi günü "pazarlık" masasına konulacak olan TÜPRAŞ ile sıradaki Erdemir için bir eğilim oylaması yapılmış; her iki kuruluşun "alınması", önceliğin ise TÜPRAŞ'a verilmesi yolunda bir "kararlılık" belirlenmişti. Haberin değerini artıran unsur buydu.

 

OYAK'ı tarife gerek yok. Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının sosyal güvenlik kuruluşu, Türkiye ekonomisinin güçlü aktörleri arasında. Bu niteliğiyle sosyal güvenlik alanında üyelerine, ekonomik alanda da Türkiye'ye büyük katkılarda bulunuyor. Başarı grafiğini istikrarlı bir tempoyla yükseltiyor. Bunda, grubun bir "kurmay becerisiyle" yönetilmesi önemli rol oynuyor. Çünkü, sosyal güvenlik boyutunun ötesinde piyasa gibi çok bileşenli, çok bilinmeyenli, çok etkenli bir ortamda belirleyici aktör olmak, etkin bir "karargâh kapasitesini", bu kapasitenin ürettiği kavramsal ve stratejik tutarlılığı gerektirir. OYAK, bu kapasiteye sahip bir grup.

 

TÜPRAŞ ile Erdemir'in özelleştirilmesi, başka özelleştirmelere benzemiyor. AKP hükümeti ve özelleştirme idaresi iki sanayi grubunu *yabancı öncelikli* bir tercihle elden çıkarmakta kararlı. Ama çok ilginç bir gelişme yaşanıyor: Aslında kamu denetimi veya gözetiminde kalması son derece gerekli, *stratejik* değerleri yalnız ekonomik değil politik olarak da yüksek bu iki grubun pazara sürülmesi, iç ve dış etkenlerin ekonomide güçlendirmeye başladığı "yabancı tedirginliğini" dinamik enerjiye dönüştürdü. Yerli veya yerli güdümlü sermaye gücünü hareketlendirdi.

 

Bu hareketlenme TÜPRAŞ ve Erdemir'de yabancıların "saldırgan" v e içten destekli ele geçirme stratejilerine karşı, "ulusal sahiplenmeye" dayalı bir strateji temelinde *ortak girişim* cesaretini ve örneklerini üretti. OYAK'ın Antalya toplantısı, "büyük" sermayenin girdiği "zihinsel değişim" sürecine önemli bir katkıda bulunduğu için dikkati çekiyor. Katkı şu: OYAK genel olarak özelleştirmeye, özel olarak da TÜPRAŞ ile Erdemir'in özelleştirilmesine, bu konuda yerleşik kavramsal çarpıklığı düzelten ve yenileyen bir yaklaşım getiriyor. Yaklaşım, Genel Müdür *Coşkun Ulusoy*'un toplantıdaki konuşmasına şöyle yansıyor:

 

"Türkiye değişen dünya ila ile birlikte değişiyor. Bu değişimi biz daha büyük şekilde yorumlayalım. Türkiye kendi değişimini kendisi yaratsın." temennisi, "Türkiye kendi değişimini yönetmiyor. Değişen dünya şartları içinde oradan oraya savruluyor" haklı tespitiyle birleştiğinde, ortaya bugünkü Türkiye çıkıyor. Buna karşılık,"Bazı realitelerden kaçamıyoruz, bunu görüyoruz, fakat, kendimizin yönlendiremediği gelişmeleri, hiç olmazsa kendimizin tertipleriyle arzu ettiğimiz yönlere çekebilmek istiyoruz" cümlesi, Türkiye'nin "kendi değişimini kendisinin yönetmesi"; içine düştüğü ve düşürüldüğü "savrulmalardan" sıyrılabilmesi için gerekli iradenin ifadesi oluyor. *Ulusoy*'un konuşmasındaki bu vurgulamalar, küreselleşme gibi, tadı ve kıvamı "yiyene" göre değişen bir kavramla, ulusallık gibi tanımlanabilir ve birinci öncelik değerindeki kavram arasında dengeli ve gerçekçi ilişki kurabilen bir bakış açısının ürünüdür. Türkiye, değişimi kendi kavramlarıyla kendisi yönetebildiği zaman "ulusal küreselleşme" kavramını da, eylemini de yaratacaktır.