3. OLAĞAN GENEL KURUL 21 ŞUBAT'TA YAPILDI

 

İstanbul 1 Nolu Şube Başkanlığına Reşat Tüysüz yeniden seçildi

 

İstanbul 1 Nolu Şubemizin Petrol-İş Genel Merkezi Konferans Salonu'nda 21 Şubat tarihinde yapılan 3. Olağan Genel  Kurulu'nda Şube Başkanlığına yeniden Reşat Tüysüz seçildi. İstanbul 1 Nolu Şube İdari Sekreterliğine Nihat Can, Şube Mali Sekreterliğine de Hasan Hüseyin Özkan seçildiler. Şube Yönetim Kurulu'nun diğer Asil üyeleri de Yılmaz Akay, Mehmet Gönül, Ahmet Akın ve Ayrettin  Konuk'tan oluştu.  Şube Denetim Kurulu Asil Üyeliklerine Şirin Akay, Osman Sayım ve Recep Recepoğlu seçilirken Şube Disiplin Kurulu Asil üyeliklerine de Selçuk Kırat, Gültekin Öztemel ve Öznur Öztürk seçildiler.

 

İstanbul 1 Nolu Şube Başkanımız Reşat Tüysüz ile İdari Sekreterimiz Cemal Zıpır'ın hazırladığı iki listenin yarıştığı Şube Genel Kurulu'nda seçimleri Reşat Tüysüz'ün listesi kazandı. Sendikamız Genel merkez yöneticilerinin de katıldığı Şube Genel Kurulu 21 Şubat, Pazar günü saat 10.30'da başladı. Şube İdari Sekreteri Cemal Zıpır'ın genel kurulu açış konuşmasından sonra Şube Başkanı Reşat Tüysüz Yönetim Kurulu adına bir konuşma yaptı.

 

Tüysüz'un konuşmasından sonra divan oluşturuldu. Genel Başkanımız Mustafa Öztaşkın Divan Başkanı olurken, Başkan yardımcılıklarını ise İzmir Şube Başkanımız A. Gani Gündoğdu, Bursa Şube Başkanımız Nuri Han, Batman Şube Başkanımız M. Mesut Tekik ve Adana Şube Başkanımız Ahmet Kabaca yaptı.

 

Örgütsüzlük bizim örgütlülüğümüzü de tehdit ediyor

Genel Kurul'da bir konuşma yapan Öztaşkın, Tekel işçilerinin direnişinden, 4 Şubat Dayanışma Grevine, Türkiye'deki örgütlenme oranlarından sendikal hareketin durumuna, Petrol-İş'in örgütlenme kampanyasından, sendikamız işkolunda yer alan örgütsüz işyerlerinekadar bir çok soruna değinerek, bu konularda izlenmesi gereken politikaları anlattı. Türkiye sendikal hareketinin dibe vurduğunu, Petrol-İş'in de sınıra dayandığını söyleyen Öztaşkın, genel merkez yöneticilerinden, uzmanlara, şube yöneticilerinden temsilci ve aktif üyelere kadar örgütlenme konusunda herkese görev ve sorumluluk düştüğünün altını çizdi.  Öztaşkın'un Genel Kurul'da yaptığı konuşma şöyle:

 

“Değerli konuklar...Sendikamızın İstanbul 1 Nolu Şubesi Genel Kurulu'nun değerli delegeleri...değerli işçi arkadaşlarım...Tekel işçileri tam 69 gündür Ankara'da direnişlerini sürdürüyorlar. Tekel  işçilerinin eylemi herşeyden önce özelleştirme politikalarının bir sonucudur. Ve Tekel işçileri 69 gündür tarih yazıyorlar, destan yazıyorlar. Tekel işçilerinin eylemi Türkiye işçi sınıfı tarihindeki en önemli eylemlerden bir tanesidir. Bu eylemi gerçekleştiren başta Tekel işçilerini yürekten kutluyorum. Ardından Tek-Gıda-İş Sendikası'nı, bütün eksiklerine rağmen Türk-İş yönetimini ve bu eylemleri son günlerde emeğin genel bir eylemine dönüştürme çabası içerisinde olan DİSK, KESK, Kamu-Sen ve diğer bütün emek, meslek ve siyasi örgütleri ve bu eylemi destekleyen herkesi yürekten kutluyorum” dedi.

 

İşçi sınıfının gücü görüldü

Bu eylem üzerinde çok konuşulması gereken bir eylemdir ve asıl konuşma ve değerlendirmeler bu eylem bittikten sonra yapılacaktır. Bu eylemde neler yaşandı? Hangi kazanımlar  elde edildi veya işçi sınıfı hareketinin, sendikal hareketin eksiklikleri neydi? Bunlar bir bir konuşulacak ve sorgulanacak. Ama bugün için biz bu eylemin olumlu yönlerini öne çıkarmak durumundayız. Size onlarca hatta yüzlerce Tekel eyleminin olumlu yönlerini ve kazanımlarını sayabilirim. Herşeyden evvel işçi sınıfı mücadelesinin ve sendikal mücadelenin, örgütlü mücadelenin ne olduğunu kamuoyu bir kez daha gördü. İşçilerin gücünü gördü. Bu kadar düşük örgütlenme oranına rağmen işçilerin gücünü gördü. Örgütlü gücü, sendikaların gücünü net bir şekilde gördü. Ve sendikaların toplumsal istikrar için, toplumsal dönüşümler için, toplumsal muhalefet için siyasi iktidarın yaptığı uygulamaları tersine çevirmek için ne kadar önemli olduğu bu eylemde bir kez daha ortaya çıktı. İşçi muhalefetinin ne demek olduğunu kamuoyu gördü. 7 yıllık AKP iktidarı dönemlerinde emek karşıtı politikalar izlenmiştir. Ve bu iktidar kendisine karşı gelen herkesi bir biçimde susturmaya çalışmıştır. Onlar üzerinde psikolojik baskılar uygulamıştır. Ve hatta kendisinden olmayan, kendisine muhalefet eden kişi ve kurumları bir biçimde bitirmenin yol ve yöntemlerini, hatta cezalandırmanın yol ve yöntemini denemiştir. Hatta son günlerde askeri bile ne duruma getirdiği tartışılırken bir tek dişini geçiremediği, o baskısını, her türlü psikolojik ve diğer baskıları gerçekleştiremediği kesim işçiler olmuştur, Tekel işçileri olmuştur. İşte işçi muhalefeti dediğimiz, işçi direnişi dediğimiz olay budur. Siyasi iktiranın uygulamalarına boyun eğmemek, onun karşısında dik durmak ve kazanımlarını korumak için mücadele edebilmektir.

 

Özelleştirmenin sonuçları bir kez daha sorgulandı

İşte herkesin sustuğu, sindirildiği, susturulduğu, hatta cezaevlerine gönderildiği bir ortamda işçilerin direnişi şanlı bir direniştir. Bununla beraber özelleştirmenin sonuçları bir kez daha Tekel işçileri üzerinden sorgulanmıştır. Bugün özelleştirmenin en hızlı savunucuları bile Türkiye'de özelleştirmelerin yanlış yapıldığını, eğer böyle özelleştirmeye devam edilirse önümüzdeki günlerdeki özelleştirmelerin yapılamayacağını söylemeye başlamışlardır.

 

Ve biz bu eylemde emeğin birleştirici gücünü bir kez daha gördük. Sanki yeni keşfedilmiş gibi emekçi açılımı gibi kavramlar ortaya atılmaya çalışıldı. Kürt sorununun çözümü için açılım işte emekçi çadırlarında denmeye başlandı. Evet...Emeğin birleştirici gücünü hepimiz biliyorduk. Biz işyerlerimizde hiçbir siyasi görüş, inanç, kimlik gibi ayırımlar üzerinden hareket etmiyorduk zaten. Biz emeğimiz için, işçi sınıfının çıkarlarını korumak ve geliştirmek için ve genel anlamda toplumun çıkarlarını korumak ve geliştirmek için ortak bir mücadele gerçekleştiriyorduk. Ama kamuoyu bunu tabii ki görmezden geliyordu. Ama Ankara'daki çadırlarda emeğin birleştirici gücünü insanlar her türlü inanç, kimlik, siyasi anlayış gibi farklılıklarını bir tarafa bırakarak ortak mücadele yapma becerisini bütün topluma gösterdiler. Ve bir kez emeğin birleştirici gücünün ne anlama geldiğini toplum gördü. Bu eylemle dağılan Emek Platformu kısmen de olsa yeniden toplandı. Dün bir araya gelemez denilen örgütler ve hatta kendi Başkanlar Kurulu'nda gelmeme kararını alan örgütler Tekel işçilerinin eylemi sayesinde biraraya geldiler. 6 konfederasyonla başlayan birliktelik 4 konfederasyonun birlikteliği ile devam etmektedir. Yani Tekel işçileri burada Emek Platformu'nu fiilen yeniden hayata geçirmiştir. Emek örgütlerinin ortak mücadele etmesi ve ortak strateji izlemelerine yeniden neden olmuşlardır.

 

Sınıf dayanışmasının ne olduğunu gördük

Bu eylemle birlikte dayanışmanın, sınıfı dayanışmasının ve onun da ötesinde toplumsal dayanışmanın ne olduğunu bir kez daha gördük. Çünkü Tekel işçileri aynı zamanda bu toplumda ezilen, sömürülen, mağdur edilen, yok sayılan veya Hükümetin, siyasi iktidarın uygulamalarından dolayı gerek ekonomik, gerek siyasi, gerek sosyal, gerek toplumsal anlamda şikayeti olan, ama şikayetlerini dile getiremeyen, muhalefet yapma cesaretini ortaya koyamayan bütün insanlar kendilerini vicdani anlamda Tekel işçilerinin temsil ettiğini düşünüyorlar. Ve bu anlamda Tekel işçilerinin eyleminin meşru bir eylem, demokratik bir eylem olduğuna inanıyorlar. Dolayısıyla da toplumsal dayanışmalarını bir biçimde gösteriyorlar.

 

4 Şubat eylemini, her nekadar bazı sendikacı arkadaşlarımız, bazı konfederasyon genel başkanlarımız yadsısalar da ben 4 Şubat eyleminin son derece başarılı bir eylem olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye işçi sınıfı ilk defa bir dayanışma grevi gerçekleştirdi. İşçiler kendileri için değil bir başkasının haklarını koruyup geliştirmesi için eylem yaptılar. Ve iki yevmiyelerinin kesilmesini göze alarak yaptılar. İşten atılma riski de dahil bütün riskleri göze alarak işçilerin bu dayanışma eylemini gerçekleştirmeleri tarihi bir durumdur. Yasak olan, yıllardır ağzımıza alamadığımız ve gerçekleştiremediğimiz, oysa demokratik ve çağdaş bütün ülkelerde uygulanan dayanışma grevi Türkiye'de gerçekleşmiştir, meşruiyet kazanmıştır. Bundan sonra da dayanışma grevlerinin önü açılmıştır.

 

Bu greve katılan herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Örgütümüzde 4 Şubat grevine tam anlamıyla destek veren, 8 saat işe gitmeyerek katılan bütün üyelerimizi alınlarından öpüyorum, onları kutluyorum. Yine kendi işyerinin koşulları gereği 8 saat olmasa da kendi olanakları ölçüsünde bu eylemleri gerçekleştiren üyelerimizi de kutluyorum. Eylemlere katılamayan az sayıda da olsa işyerlerimiz ve üyelerimiz var. Onların bir kez daha durumlarını gözden geçirmelerini ve bu tür eylem ve etkinliklerde daha aktif olarak yer almalarını ve bu yönde çalışma yapmalarını kendilerinden rica ediyorum.

 

Petrol-İş dayanışma grevine yüzde 80 katıldı

Petrol-İş olarak 4 Şubat eylemine üyelerimizin yaklaşık yüzde 80'i katılmıştır. Bu anlamda bu eylemi gerçekleştiren en başarılı sendikalardan biri olduğumuzu çok rahat söyleyebilirim. Onun için  bu eylemi gerçekleştiren sizleri bir kez daha yürekten kutluyorum sevgili arkadaşlarım.

 

Değerli arkadaşlarım, şu anda bu eylem herşeye rağmen devam ediyor. Şu anda bile bir çok kazanımlar elde edilmiştir. Ve bu kazanımlar bundan sonra da devam edecektir. Tekel işçilerinin eylemi elbet bir gün sona erecektir. Ama 4 konfederasyonun birlikteliği devam etmelidir. Hep söylediğimiz gibi Türkiye emek hareketi, başta sendikalardan başlamak üzere biraraya gelmek, birleşmek durumundadır. Birleşebilmeniz için aynı yolda, aynı çıkar ve amaç için yürümeye başlamanız gerekir. İşte 4 konfederasyonun aynı çıkar, aynı amaç için bir yolda yürümeye başlamalarını, ortak hedef, ortak strateji izlemelerini bu anlamda çok önemsiyorum. Türkiye işçi sınıfının birlikteliğinin sağlanması yönünde çok ciddi adımların önümüzdeki günlerde atılabileceğini düşünüyorum. Artık bundan sonra bize düşen görev bu işi bir adım daha ileriye götürmektir. Ve giderek de bu eylemleri siyasallaştırmaktır. Hükümetin yaptığı uygulamalara karşı daha net bir tavır, daha siyasi bir tavır ortaya konmalıdır. Çünkü Kıdem Tazminatı Yasası sırada bekliyor. Daha geçen hafta PTT'nin özelleştirilmesinin önünü açacak, PTT çalışanlarına yönelik bir kanun teklifi hazırlanmış. PTT anonim şirket yapılıyor ve burada çalışanlar ne 4/C, ne 4/B, ne memur, ne işçi olmayan bir statüye oturtulmak isteniyor. Demek ki Hükümet kamu reformu başta olmak üzere bir çok düzenlemeyi sırada bekletiyor. Bu eylemlerden dolayı bekletiyor, bu işçilerin, sendikaların, konfederasyonların ortak hareket etmelerinden dolayı bekletiyor. Onun için bu birliktelik devam ettirilmelidir. Hükümet bu uygulamaları yapmaya kalkarsa dediğimiz gibi giderek daha da siyasallaşan, Hükümete karşı net tavırların ortaya konulduğu bir içeriğe ve niteliğe büründürülmelidir. Artık bu ülkede emekten yana, işçiden yana bir rüzgar estirilmelidir. Bu rüzgarı hep birlikte estirmek durumundayız.

 

Değişime öncülük etmeliyiz

Şunu bir kez daha gördük. Türkiye'de herşeyin emekten yana konuşulması ve tarif edilmesi gerekiyor. Başta ekonomi politikalar olmak üzere, siyasetin, sosyal alanın, toplumsal alanın emeğin çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirilmesi gerekiyor. Bugün Türkiye bir değişim yaşıyor değerli arkadaşlarım. Bu değişim kimilerine göre son derece olumlu ve demokratik bir şekilde, Türkiye'nin demokratikleşmesi olarak devam ediyor. Kimilerine göre ise iktidarı oluşturanların kafasındaki toplum, yaşam biçimlerinin gerçekleştirilmesi olarak görülüyor. Biz bu iki ana eksen etrafında yapılan tartışmalara bir başka boyuttan, farklı boyuttan bakmak durumundayız. Biz kendi temsil ettiğimiz sınıfın çıkarları doğrultusunda bakmak durumundayız. Evet Türkiye'de bir değişim elbetteki yaşanıyor. Tabii ki yaşanacaktır. Bu, son derece doğal, olması gereken bir durumdur. Ama değişimlerde şöyle temel bir kural vardır; bir değişim, o değişime öncülük edenlerin programları doğrultusunda gerçekleşir. Eğer ülkenizde yaşanan değişime kimler, hangi sınıflar öncülük ediyorlarsa o değişim onların programları doğrultusunda gerçekleşir. İşte tam da bize düşen, sendikalara düşen, bütün sınıf örgütlerine, emek örgütlerine düşen, bu değişime emekten yana müdahale etmektir. Yani bu değişim emeğin çıkarları doğrultusunda gerçekleşmelidir. Türkiye'deki bütün yaşam alanlarının, bütün toplumla birey arasındaki ilişkilerin, devlet ile birey arasındaki ilişkilerin veya kişi ile kişiler arasındaki ilişkilerin emeğin çıkarları doğrultusunda şekillenmesi, Anayasanın, yasaların, bütün hukuki altyapıların buna göre oluşturulması, ekonominin, ekonomideki düzenlemelerin, gelir dağılımının, vergi düzenlemelerinin, ekonomideki diğer uygulamaların emeğin çıkarları doğrultusunda olması, siyasetin bu anlamda şekillenmesi, sosyal yaşamın, toplumsal yaşamın emeğin çıkarları doğrultusunda şekillenmesidir.

 

İşte sendikaların, sınıf örgütlerinin yapması gereken, değişime bu perspektiften bakıp, bu değişime öncülük etmek ve bu değişimi kendi lehleri doğrultusunda yönlendirmektir. Türkiye'de anayasa tartışmaları yapılıyor. Ne yazık ki bu tartışmalara emek örgütleri olarak bu perspektiflerle müdahale edemiyoruz. Veya Türkiye'de demokratik açılımlar konuşuluyor. Bu açılımlara daha ziyade emeğin çıkarları açısından bakıp da bu açılımların bu şekilde olması yönünde ciddi tavırlar ortaya koyamıyoruz. İşte önümüzdeki dönem yapmamız gereken budur. Hepimizin yapması gereken budur. Sizlere söylemek istediğim şudur değerli arkadaşlarım; lütfen siyasete müdahil olunuz. Siyasetin emeğin çıkarları doğrultusunda şekillenmesi için tavır koyunuz. Ve siyaset yapma tarzınızı ve siyasetteki tercihlerinizi lütfen değiştiriniz. Kendi sınıfsal çıkarlarınız doğrultusunda Türkiye'ye, dünyaya ve diğer ilişkilere bakınız. Bu doğrultuda siyasete müdahil olan, siyaseti yönlendiren kişiler ve emek örgütleri olalım. Bunu yapamadığımız takdirde değiştirmek veya değişimi bizim sınıfsal çıkarlarımız doğrultusunda gerçekleştirmek mümkün değildir.

 

Unutmayınız! Şikayet ettiğiniz şeyleri, beğenmediğiniz şeyleri asla ve asla kendiliğinden değiştiremezsiniz. Şikayet ettiğiniz, yakındığınız, beğenmediğiniz, istemediğiniz şeyleri ancak örgütlenerek ve değiştirerek çözebilirsiniz. İşte bunun için de olaylara, dünyaya kendi sınıfsal pencerelerimizden bakıp bütün bu alanların, bütün bu politikaların bu şekilde Türkiye'de gerçekleşmesi için mücadele etmek durumundayız.

 

Toplumsal yaşam eşitlik ve özgürlük

temelinde yeniden kurgulanmalı

Değerli arkadaşlarım toplumsal yaşamın eşitlik ve özgürlük temelinde yeniden kurgulanması lazım. Eşitlik kavramı işçi sınıfının en temel kavramıdır ve bütün çözümlerin anahtarı aslında eşitlik kavramının altında yatmaktadır. Siz  kendinizi birilerinden daha farklı, daha üstün değil de birileriyle eşit görmeye başladığınız zaman işte şu anda Türkiye'nin temel sorunları olan Kürt sorunundan Alevi sorununa yani dinsel, etniksel,  kültürel bir takım sorunlara kadar bütün sorunları çözmeniz çok daha kolaylaşacaktır. Karşınızdakini eşit görmek ve kültürel hakların ve buna benzer hakların temel bir insan hakkı olduğunu, doğuştan bir insanın elde etmesi gereken bir hak olduğunu kabul etmek ve bütün toplumsal yaşamın ve ilişkilerin bu eşitlik temel ilkesi etrafında çözülmesi doğrultusunda politikalar üretmemiz gerekir.

 

Sorunlarımızı şikayet ederek değil örgütlenerek çözebiliriz

Değerli arkadaşlarım; son değineceğim konu örgütlenme kampanyamızla ilgili. Bildiğiniz gibi sendikamız 2009 yılının başından itibaren Türkiye'de bölgesel anlamda bir örgütlenme kampanyası yürütme kararı almıştır. Sendikamız önce merkez yönetimi, sonra uzmanlıklar düzeyinde, sonra da Başkanlar Kurulumuzda bu konuyu tartışmıştır. Yeni örgütlenme biçim ve modellerinin ne olması gerektiğini ve örgütlenmeyi sadece işçilerin örgütlenmesi olarak görmeyip, genel anlamda toplumun örgütlenmesi, toplumdaki örgütlenme bilincinin değiştirilmesi ve yükseltilmesi anlamında olması gerektiğini kararlaştırmış ve bu anlamda yeni politika ve stratejiler izlenmesini karar altına almıştır.

 

Ve 2009 yılının Mayıs sonunda ve Haziran başlarında ilk uygulamamızı pilot anlamda Düzce'de gerçekleştirdik. Bir ay boyunca Düzce'nin bütün sokaklarını donattık. Bütün billboardlarını, otobüs duraklarındaki raket diye ifade edilen ışıklı panoları, yerel gazeteleri, radyoları, yerel televizyonları tanıtım filmlerimizle yönlendirdik. Düzce'de yerel düzeyde birçok etkinlikler yaptık. Yani vatandaş sokakta yürürken Petrol-İş'i gördü. Radyosunu dinlerken Petrol-İş'i ve örgütlenmeyi duydu. Akşam televizyonunu izlerken örgütlenme ve Petrol-İş'i duydu. Biz Düzce halkının örgütlenme algısının değiştirilmesini, pozitife dönüştürülmesini hedefledik. Bu amacımıza da büyük ölçüde ulaştık. Şu anda Düzce'de 1400 kişinin çalıştığı bir işyerinde Petrol-İş Sendikası ciddi bir örgütlenme faaliyeti sürdürmektedir. Üye yazımı da önemli bir rakama ulaşmıştır. Düzce'deki bu pilot uygulamadan sonra şimdi Türkiye'de sanayinin, özellikle kimya, plastik sanayinin merkezi olan Gebze ve Bursa'da bu kampanyamız eş zamanlı olarak sürdürülmektedir. İki şehrimizde de çok başarılı bir şekilde kampanya yürüttük. Kampanyamızı kısmi olarak da İzmir-Kemalpaşa'da başlattık ve sürdürüyoruz. İşçi, emekçi, esnaf, tüm toplum olarak sorunlarımızı şikayet ederek çözemeyiz. 

 

Bu kampanyayı bütün örgütler olarak başlatıp sürdürseydik Türkiye'yi ayağa kaldırırabilirdik. Sorunu olan herkese örgütlenin diyoruz. Hayalimiz bu kampanyanın ulusal düzeyde olmasıdır. Petrol-İş tüm olanaklarını zorlayacak ve bu kampanyayı tüm bölgelerde sürdürmeye çaba gösterecektir.

 

Değerli arkadaşlarım, biz kendimizi öne çıkarmadan örgütlülük üzerinden propaganda yapıyoruz. Örgütlülüğün iyi bir şey olduğunu, örgütlülüğün hayat olduğunu işlemeye çalışıyoruz. Ve örgütlenmenin insanın hayatını nasıl değiştireceğini anlatmaya çalışıyoruz. Ve sorunu olan herkes örgütlensin diyoruz. Petrol-İş olanaklarını zorlayacak ve bu kampanyanın daha genelleşmesi için her türlü mücadeleyi yapacak. 8 ay önce ben bu konuyu konfederasyonumuza götürdüm. Başkanlar Kurulu'na brifing vereyim, anlatayım dedim. Şu ana kadar bir ses çıkmadı. Üç-beş sendikamız beraber yapabileceğimizi söyledi. Ancak son Tekel eylemleriyle bütünleşmesiyle de daha çok sendika konuyla ilgilendi. Bunlar bizi umutlandırıyor.

 

Sizlerden istediğimiz şudur; bu kampanyanın hazırlanmasında tabii ki profesyonel anlamda hizmet alıyorum ama burada esas çalışmaları sendikamız yürütüyor. Yerel örgütlerimiz ve şubelerimizle bu çalışmaları sürdürüyoruz. Bu kampanyanın bir ucundan sizler de tutunuz!  Türkiye'de gerçek örgütlenme oranı yüzde yedibuçuklara kadar geriledi. Hiç kimse hayal görmesin. Bu ülkede bu oranlarla genel grev yapamazsınız. Tam olarak bir genel eylem de yapamazsınız. Veya 4 Şubat'taki gibi biraz eksiklikleriyle yapabilirsiniz. Çünkü sizin gücünüz ve etkinliğiniz üye sayınızla doğru orantılıdır. Onun için bunun ucundan tutunuz. Sendikamızın üye sayısı da gerilemiştir özelleştirme politikaları sonucunda. Kamuda emekli edilenlerin yerine ancak yüzde 10 oranında işçi alındığından bir hayli geriledi. Üye sayımız 22 binlere kadar geriledi. Eğer kendi işimizi korumak istiyorsak, işyerindeki kazanımlarımızı korumak istiyorsak, sözleşmemizin yapılmasını istiyorsak, iyi sözleşmeler istiyorsak bu işkolunda örgütlenmek ve güçlenmek durumundayız. İşte ilaç sektöründe yetkisiz sözleşmelerle işi geçiştirmeye çalışıyoruz. Veya boya sektöründesiniz... Türkiye'de onlarca büyük firma var. Sadece Marmara Bölgesi'nde 400-500 tane merdiven altı üretim yapan boya imal eden işyeri var. Siz bunların içinden birinde, DYO'da örgütlüsünüz. Veya onlarca akü firması var, birinde sadece Mutlu Akü'de örgütlüsünüz. Veya ilaç sektörünün bir numaralı şirketinde örgütlü değilsiniz. Veya ilaç sektörünün sadece küçük küçük üretim birimlerinde örgütlüsünüz ama işkolunun tamamında, satış-pazarlamada örgütlü değilsiniz. Örgütsüzlük bizim de örgütlülüğümüzü, sendikal haklarımızı ve sözleşmelerimizi tehdit etmektedir. Çok net olarak söylüyorum; örgütsüzlük bizim örgütlülüğümüzü ciddi anlamda tehdit etmektedir. O zaman herkes bu işin ucundan tutacak. Elbette merkez yönetimi uzmanlarıyla, kadrolarıyla genel politikalar izleyecek ama esas örgütlenmeleri şubelerimiz yapacak. Şubelerimize de sizler başta temsilcilerimiz, eğitimlerden, kadro eğitimlerinden geçirdiğimiz, nitelikli işçi eğitiminden geçirdiğimiz arkadaşlarımız, siz öncü işçiler, delegeler yapacaksınız. Sizin göreviniz sadece buraya gelip kimin başkan olacağına karar vermek değil aynı zamanda bu örgütün büyümesi için öncü birer işçi olarak katkı koymaktır. Ve hepinizin bir örgütsüz işçiyi kolundan tutup getirip sendikaya üye yapmanız, yaptırmanız gerekir. Bu konuda gece-gündüz çalışmamız gerekir. Türkiye sendikal hareketi sınıra geldi, dip noktasına geldi. Petrol-İş Sendikası da sınıra geldi. Artık bu durum bu şekilde devam edemez. İşte daha güçlü, daha etkili bir sendika olabilmek için örgütlenmek durumundayız. 22 bin üyesiyle Türkiye sendikal hareketine, Türkiye işçi sınıfı mücadelesine damgasını vuran bir sendikanın 100 bin üyesi olduğunu düşünün değerli arkadaşlarım; Türkiye sendikal hareketini nasıl yönlendirirsiniz? Başta Türk-İş'i nasıl etkiniz altına alırsınız, Türk-İş'in politikalarının oluşmasında nasıl belirleyici olursunuz?

 

Hepinizden beklentimiz; bu işin bir ucundan tutup sendikamızı üye sayısı bakımından büyütmek ve Türkiye'nin en güçlü, en etkili sendikaları arasına sokmaktır. Onun için tanıtım filmimizde, “Sendika hakkındır, gücündür, geleceğindir. Sendikalı ol, mutlu ol” diyoruz. Hepinize saygılar sunuyor, başarılar diliyorum.”

 

Tüysüz: Yeni dönemde yeni atılımlar yapacağız

İstanbul 1 Nolu Şube Başkanımız Reşat Tüysüz de şube genel kurulunda yaptığı konuşmaya, Ankara'nın soğuğunda, karında - kışında ekmek mücadelesi veren Tekel işçilerini selamlayarak başladı. Bu ülkenin gerçek sahiplerinin Tekel işçileri olduğunu söyleyen Tüysüz, “Bu ülkenin gerçek sahibi direnen bütün işçilerdir, emekçilerdir. Bu ülkenin gerçek sahipleri Aygaz işçileridir, Bayer işçileridir, Çekisan işçileridir” dedi. Tüysüz şöyle devam etti:

 

“İstanbul 1 Nolu Şubemiz Marmara'nın işçi sınıfı açısından en gelişkin bölgelerinin başında gelen bölgesindedir. Gece gündüz bitmeyen bir yoğunlukla insanlarımız işlerinde çalışıyor. Namusuyla geçinmeye çalışıyor. Alınteri akıtıyor. Çoluğunun çocuğunun rızkı için, onları kurda kuşa yem etmemek için, başı dik yaşasınlar diye uğraşanların en yoğun olduğu bir bölgedeyiz. Biz de İstanbul Şubesi olarak, burada bulunan bütün üye arkadaşlarımız gibi, bu çalışkan insanların bir parçasıyız. Biz çalışanların, işçilerin safında olmaktan, onlardan bir parça olmaktan da gurur duyuyoruz. Bu güne kadar örgütlenmek için ne kadar yoğun çaba harcadığımızı buradaki herkes biliyor. Bazılarında başarılı olduk. Bazı örgütlenme hamlelerimiz ne yazık ki başarısız oldu. Ama hiçbir zaman yılmadık. Tüm işyerlerimizden tek tek üyelerimizle var ettiğimiz şubemiz, inanıyoruz ki yeni dönemde çok daha ileri atılımlar gerçekleştirecek. Çünkü, yine burada bulunan arkadaşlarımız biliyor. Bizim şubemiz 3 şubenin birleşmesiyle oluştu. Geçmişte her şubenin tek başına üye sayısı, bugün bizim toplamımızdan bile fazlaydı. İşte bu durumu değiştirmek, yeni dönemde yeni atılımlar yapmak için hep birlikte ileriye gideceğimizi umuyorum.”

 

Konuşmasında, ülkemizde yaşanan işsizliğe, yoksulluğa, kayıtdışı, sigortasız çalışma koşullarına, sendikasız, örgütsüz çalışma koşullarına da değinen Tüysüz, “ Örgütlenmenin önünde bir değil bin engel bulunuyor. İktidarda olanlar yani bu duruma çözüm bulması gerekenler, kendi işlerini doğru dürüst yapmıyorlar” dedi.

 

Dünya'daki durumun da ülkemizde yaşananlardan farksız olduğunu ifade eden Tüysüz, küreselleşmenin en zengin ülkelerin daha da zenginleşmesine neden olduğunu, buna karşın petrole, enerjiye sahip olan İslam ülkelerinin ya askeri işgal yoluyla ya da tehditle zenginlerin hizmetine girdiğini ama bu durumun ilelebet payidar kalamayacağını söyledi.

 

Bu ülkede yaşayan tüm işçilerin, memurların, çiftçilerin, esnafın zor günler geçirmekte olduğunu, buna karşın şirketlerin, bankaların inanılmaz oranda karlar açıkladıklarına dikkat çeken Tüysüz,” Ne yazık ki bizim oylarımızla, üstelik de yüzde 47 gibi toplumun yarısının oyunu alarak iktidar olanlar önceliği halkın sorunlarını çözmeye vermiyor. Başta gıda olmak üzere giyim, kuşam, okul malzemeleri, kiralar, ulaşım, mazot, doğal gaz, elektrik, su  gibi hemen herşeyin fiyatı resmi enflasyonun kat be kat üstünde arttı. Aldığımız ücretlerin nereye gittiğini bile anlamaz olduk. O yüzden iyi durumdayız laflarını bize değil başkalarına anlatsınlar” dedi. Tüysüz şöyle devam etti:

 

“İşte bu saydığımız nedenlerle başta sendikamız olmak üzere tüm emek örgütleri güçlerini birleştirmeli ve emekçi düşmanı siyasi iktidara karşı ortak mücadele yürütmelidir. İstanbul 1 Nolu Şube olarak bizim kendi bölgemizde yaratabildiğimiz ve tüm sendikaları katabildiğimiz İstanbul Şubeler Platformu'nun benzerlerini bütün ülkeye yayabilmeliyiz. Ki, hiçbir sendikacı, hiçbir siyasetçi bizi yok saymasın. Haddini bilsin. Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulumuzun şubemizin üyeleri için, sendikamız için, işçi sınıfımız ve ülkemiz için yararlı olacağına inanıyor ve genel kurul çalışmalarında her arkadaşımıza başarılar diliyorum.”

 

Genel Kurul'da Şube Mali Sekreteri Mehmet Doğru da bir konuşma yaparak yönetime aday olmadığını ve sendikacılık yaşamını noktaladığını söyledi. Doğru, “ 25 yıllık Petrol-İş üyesiyim. Bunun 17 yılı temsilcilik ve aktif yöneticilikle geçti. Görevimden ayrılıyorum, herkese teşekkür ederim” dedi.

 

Şube Genel Kurulu'nda delegelerden Ahmet Akpınar, Ercan Kalkan, Mustafa Okumuş, İbrahim Cevahir, Erkan Demirci, İsa Yıldırım, Ali Çelik de birer konuşma yaparak sendikal harekette ve işyerlerinde yaşanan sorunları anlatarak eleştiri ve önerilerini dile getirdiler.

 

Daha sonra iki listede yer alan Şube Başkan adayları Reşat Tüysüz ile Cemal Zıpır, Şube İdari Sekreter Adayları Nihat Can ile Erdinç Kırço, Şube Mali Sekreter Adayları Hasan Hüseyin Özkan ile Hasan Koca birer konuşma yaparak görüş ve düşüncelerini açıkladılar, eleştirileri yanıtladılar. Konuşmaların bitiminden sonra seçimler yapıldı.