ICEM'IN TÜRKİYE ULUSAL PROJESİ ÇERÇEVESİNDE

“Örgütlenme ve Sosyal Diyalog” Semineri yapıldı

 

Uluslararası federasyonumuz ICEM'in Türkiye'deki üye sendikalarla birlikte yürütmekte olduğu “Örgütlenme ve Sosyal Diyalog Projesi” çerçevesinde, şube yönetici ve işyeri temsilcilerine yönelik olarak düzenlediği seminer 8-9 Ekim tarihlerinde Kocaeli Grand Yükseliş Oteli'nde yapıldı. 

 

Seminere, ICEM’in faaliyet gösterdiği sektörlerde Türkiye’de örgütlü olan sendikaların merkez yöneticileri, Kocaeli ve civarındaki şube başkanları, baş temsilciler ve temsilcilerle dünyanın çeşitli bölgelerinden sendikacılar ve uzmanlar katıldı. İlk günkü program saat 10.00’da Proje Koordinatörü ICEM Kimya ve Lastik İşkolları Sorumlusu Kemal Özkan’ın açılış konuşması ile başladı. Özkan, iki günlük programı anlattıktan sonra projeyi tanıtarak, bu kapsamda daha sonra yapılacak olan seminerlere de değindi…

 

Ev sahibi sendikaları temsilen Sendikamız Genel Örgütlenme ve Eğitim Sekreteri Nimetullah Sözen,Genel Yönetim Sekreteri Mehmet Güray, Lastik-İş Genel Başkan Yardımcısı Alaadin Sarı da birer konuşma yaptılar.

 

Mehmet Güray bölgede ve sendikal hareketin içinde uzun yıllar çalışan biri olarak yurt içi ve yurtdışından gelen sendikacılara “ hoş geldiniz” diye başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü:

 

“Kocaeli Türkiye’de emek hareketinin merkezidir. ICEM tarafından gerçekleştirilen bu seminer de Kocaeli’nin bu hakkını teslim etmektedir. Burada olmaktan, bu bölgede olmaktan gurur duyuyorum. Katılımcı arkadaşlarımızın bu çalışmada ve Türkiye’de iyi günler geçirmesini diliyorum. Tekrar hoş geldiniz…”

 

Örgütlenme çok önemli

 

Nimettullah Sözen ise Petrol-İş Sendikası MYK üyesi olarak katılımcılara hoş geldiniz dedikten sonra, seminerde emeği geçen Kemal Özkan’a, farklı ülkelerden Türkiye’ye gelen konuşmacılara ve sürece katkı sunan herkese teşekkür etti.

 

Türkiye’de sendikacılığının en önemli sorunlarından biri olan örgütlenmenin ele alınmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Sözen: “ Avrupa’dan ve Dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen arkadaşlarımız oradaki örgütlenmeleri ve bu konuda sosyal diyalogun bir araç olarak nasıl kullanılacağını anlatacaklar.  Biz de Türkiye’deki örgütlenme, krize yönelik mücadele ve demokratikleşme deneyimlerimizi anlatacağız. Toplantının Kocaeli’de olmasını ben de çok önemsiyorum, çünkü burası emeğin merkezlerinden biridir… Konuklarımıza tekrar hoş geldin diyor, iyi bir toplantı olmasını temenni ediyorum” dedi.

 

Lastik-İş Genel Başkan Yardımcısı Alaadin Sarı da toplantının İzmit’te yapılmasının anlamlı olduğunun altını çizerek, “Bir İzmitli olarak, bir Lastik-İş’li olarak hoş geldiniz diyorum,” dedi.

 

Daha sonra sunumlara geçildi. ilk sunumu Kemal Özkan yaptı. Özkan sunumuna ICEM’i tanıtarak başladı. Daha sonra küreselleşmenin parametre ve mekanizmalarına değinen Özkan, bu dönemde sendikal çalışmalarda küresel perspektifin önemine vurgu yaparak, bir saatlik sunuşu sırasında bu perspektifi uygulama konusunda sendikal hareketin önünü açabilecek kurum, yapı ve mekanizmalara dikkat çekti…

 

Küreselleşme değil kutuplaşma

Konuşmasında dünyada olup bitenin küreselleşme değil bir kutuplaşma olduğunu söyleyen Özkan son mali krizin emek açısından sonuçlarına da değinerek “ IMF verilerine göre küresel gelir dünya ölçüsünde yüzde 5 oranında azaldı. Sanayi üretimi düştü. Krizden geçici, göçmen, genç ve kadın işçiler daha çok etkilendiler. Toplu iş sözleşmelerinin kapsamı çok daraltıldı. Gönüllü işten çıkarmalar ve kısa süreli çalışmalar arttı. Toplu sözleşmelerde esneklikle ilgili maddeler yer almaya başladı. Ücretler de düşürüldü.” dedi. Güvencesiz ve düzensiz istihdamın artık yerleştiğini söyleyen Özkan, Özel İstihdam Bürolarındaki aşırı artışa da dikkat çekerek bu dönemde, küresel sendikaların istihdamı öne alan bir strateji benimsediklerine vurgu yaptı.

 

Avrupa sendikal hareketi

Öğleden önceki oturumun ikinci konuşmacısı Fransız FCE- CFDT Sendikasından Sylvain Lefebvre Avrupa Perspektifi isimli sunuşuna AB’nin tarihçesini anlatarak başladı…AB içinde emek açısından kullanılabilecek kurumlara dikkat çeken Lefebvre, sosyal Avrupa’nın sendikaların çabaları neticesinde süreç içinde oluştuğunu anlattıktan sonra AB’ye girmenin sendikal mevzuat açısından ve hakların daha üst seviyeye çıkması açısından önemli olduğuna da vurgu yaptı. Daha sonra AB’de de özellikle son dönemlerde her şeyin tıkır tıkır gitmediğini, farklı ülkelerdeki sendikal hareketlerin de farklı görüşleri olabileceğini ama yine de birlikte hareket edilebileceğini söyleyerek” Krizde sosyal dampinge karşı birlikte mücadele etmeliyiz. Kadın-erkek eşitliği, eş değerde işe eşit ücret, daha demokratik bir Avrupa, tam istihdam istiyoruz. Bu konularda ortaklık sağlanabilir… Belki ortak ücret veya asgari olmayabilir, bu her ülkede ayrı belirlenebilir” dedi…

 

Hollanda deneyimleri

Seminerin öğleden sonraki ülke deneyimlerinin anlatıldığı oturumunun ilk konuşmacıları Hollanda FNV Bondgenoten Sendikasından Mail Ürker, Celil Çoban ve Patrick Van Klink idi…

 

İlk konuşmayı yapan Mail Ürker Hollanda Sendikacılığının kısa tarihçesine değindikten sonra Hollanda’da bulunan konfederasyonları tanıttı ve onların üye profillerini anlattı. Hollanda'da sendikaların giderek üye kaybettiğinin tesbitini yaptıktan sonra, örgütlenmede gönüllü çalışanların önemini dile getirdi. Kendi sendika üyesi ve profesyonellerin dışında büyük bir gönüllü ağı olduğunu, örgütlenmede bunlardan çok fazla yararlandıklarını anlatan, Ürker “ Sendikada 900 kişi profesyonel var ama 15 bine yakın gönüllü örgütçümüz bulunuyor” dedi.

 

Celil Çoban ise Hollanda Sendikalarında TİS’lerin durumunu anlattığı konuşmasına Hollanda’da işverenlerle çok fazla konuştuklarına vurgu yaptıktan sonra sendika meclisinde tartışarak TİS politikasını oluşturduklarını söyleyerek başladı. TİS’lerin sendika üyesi olan olmayan tüm işçiler için geçerli olduğunu ifade eden Çoban politikalarını şöyle özetledi:

 

”İnsana yaraşır bir ücret, güvenli, sağlığa uygun çalışma şartları, eşit işe eşit ücret, herkese eşit muamele, herkese iş, en geniş katılım, kiralık ve düzensiz emeğin sürekli çalışanlara aynı haklara sahip olması...”

 

Hollanda’da krizle birlikte emeklilik yaşanın 65’ten 67’ye çıkarılmak istendiğini söyleyen Çoban “Son dönemlerde bunun için mücadele veriyoruz” dedi. Oturumun son konuşmacısı Patrick Van Klink Unilever örgütlenme deneyimini anlattı.

 

İspanya sendikal hareketi

İkinci ülke deneyimini de İspanya bağlamında Isidor Boix anlattı. Boix FITEQA- CC.OO Konfederasyonunu temsilen oradaydı.

 

Isidor da İspanya’nın en büyük konfederasyonların olan CC.OO’nun İspanya iç savaşı sırasında faşizme karşı mücadele içinde kurulup güçlendiğini, bir süre İspanyol Kömünist Partisi'nin ideolojik yönlendirmesiyle hareket ettikten sonra bağımsızlaştığını anlattı. Siyasi sendikacılığı benimsediklerini söyleyen Boix bunun “ İşçilerin ortak çıkarları temelinde şekillenen” bir siyasi sendikacılık olduğuna, ortak sınıf çıkarlarının önemine hala inandıklarına vurgu yaptı. Hollanda deneyiminden farklı olarak kriz sırasında kendilerinin üye kazandıklarını anlatan Boix, bazı sendikal kazanımlar açısından AB’nin önünde olduklarını da vurguladı. İşçi sınıfının uluslar arası dayanışmasına vurgu yaptıktan sonra, ortak mücadelenin nasıl kurulabileceğine dair Türkiye’den Novamed ve Desa örneklerini verdi ve şöyle devam etti:

 

“Biz Avrupa sosyal modelinin demokratikleşmesine, ÇUŞ ların üretim ve dağıtım kanalları üzerinden bir dayanışma ağı oluşturulmasına ve küresel planda ortak sendikal yapıları oluşturmaya önem veriyoruz. Yeni sendikal anlayışın oluşturulması lazım.”

 

İşçi sınıfının gücüne inanmamız lazım

Daha sonra tartışma, soru ve değerlendirmelere geçildi. Bu kısımda söz alan Sendikamız Genel Örgütlenme ve Eğitim Sekreteri Nimetullah Sözen şunları söyledi:

 

“Franko diktatörlüğüne karşı mücadele eden işçi sınıfı bir araya geldiğinde her şeyi yapabilir. İşçi sınıfının gücüne inanmamız lazım. Sendikalar sınıfsal özüne dönmek zorundalar, sendikalar emeği örgütlediklerinde dünyanın geri kalanını da örgütlerler. Emek dayanışması da önemli. Artık üretimin her parçası başka ülkede yapılıyor. Bu parçaların her biri üzerinden dayanışma ağı kurulabilir. Ama Batı’daki işçi Güney Asya’dakinden daha vasıflı, daha kalifiye emek demememiz gerekiyor. Çünkü artık emek her yerde kalifiye, oradaki işçi daha az ücret alıyorsa, bu daha fazla sömürüldüğü anlamına geliyor. İşçi sınıfı her şeyi yapabilir, dünyadaki savaşları da önleyebilir. Afganistan’da, Irak'ta, Dünyanın başka bir yerinde insanlar küresel sermaye tarafından üretilen silahlarla öldürülüyorlar…Herkes bulunduğu fabrikada üretimi durdursa bu insanlar satacak silah bulamazlar. Dayanışma böyle bir şeydir, birleşirsek her şeyi yaparız. Katılımcılara buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.”

Oturum, Kemal Özkan’nın günün özetini yaptığı konuşma ile son buldu…